|
27 Mart 2009 İstanbul’un sahipleri olan bizler, Şehir Plancıları, mühendisler, mimarlar, öğretmenler, öğrenciler, işçiler, memurlar, işportacılar, doktorlar, taksiciler, inşaat işçileri, engelliler, kadınlar, erkekler, kısacası halk, kentimiz ve geleceğimiz hakkında kararlar alınırken, projeler üretilirken, rant paylaşılırken, yerel seçimler öncesi, sandığa gitmeden önce son beş yılın muhasebesini yapalım diyerek yola koyulduk. Bu amaçla, akademik dilin hantallığını bir kenara koyarak ama bilimsel bilgiyi temel alarak herkesin rahatlıkla erişebileceği ve kullanabileceği “İstanbul Kent Raporu”nu hazırladık.
Son beş yılda İstanbul’da neler olup bittiğini anlamak ve resmin bütününü görmek için seçtiğimiz şu sorulara cevaplar aradık: İstanbul son 5 yılda ne kadar demokratik yönetildi? İşsizlik ve yoksulluk sorunlarına hangi çözümler üretildi? İstanbul halkının barınma sorununa yönelik çözümler üretildi mi, konut uygulamaları hangi politikalar ekseninde şekillendi? İstanbul’un ulaşım sorunlarına dair yaklaşımlar geliştirildi mi? İstanbul, yaşayanlarına, doğasına, tarihine, kültürüne saygılı, eşitlikçi, demokratik bir kentleşme dinamiği yakalayabildi mi? Şehircilik ve planlama disiplinlerinin esasları uygulandı mı? İstanbul’da doğal kaynaklar, tarihi, kültürel varlıklar korunabildi mi? Kentsel hizmetlerin sunumunda nasıl bir yaklaşım sergilendi? Cevaplara ulaşmak için çalışmaya başladığımızda ise ortaya çıkan tablonun pek de iç açıcı olmadığını gördük. Öyle ki koca koca rant projelerini, Galataportlar’ı, Haydarpaşalar’ı üreten, halkın malı olan kamu arazilerini Dubaililere satan, üçüncü köprü projelerini çekmecelerinden çıkartan, ulaşıma çözüm diye tünelleri ihale eden, kentin geleceğini belirleyecek planları tepeden inmeci bir yaklaşımla hazırlatan, internet üzerinden vapur seçtirerek “demokrasicilik” oynayan bir kent yönetimi ile karşı karşıyaydık. İşsizlik ve yoksulluğa çözüm üretmek yerine üreteni ve üreticiyi kent dışına süren; dar gelirlinin konut sorununu çözmek yerine, kentsel dönüşüm projeleriyle ellerindekini de başlarına yıkan; vatandaşı Olimpiyat Stadının karşı yamacındaki Ayazma’da çadıra mahkum eden; Bezirganbahçe’de, Kayabaşı’da, Başıbüyük’te ve daha birçok yerde çürük ve niteliksiz TOKİ konutlarına borçlandıran; yol kavşak ve köprü yaparak ulaşım sorununun çözülemeyeceğini hala anlayamayan; planlamayı çarpık kentleşmeyi önlemek için değil, bir rant dağıtma ve spekülasyon aracı olarak kullanan; orman ve su havzalarını yapılaşmaya açmak için çıkardıkları yasa ve yönetmelikler yargıda defalarca iptal edilmesine rağmen usanmaz bir hırsla bu alanlara saldırmak için fırsat kollayan ve sonra da susuzluk problemini elinin uzandığı diğer yaşam alanlarının kaynaklarını da tüketerek çözmeye çalışan; meydanlarını işçilerine dar edip lale festivallerine açan; uluslararası sermayenin paylaşım toplantıları için kültür alanlarını kurtlar vadisine çeviren; rantı artan okul ve hastane alanlarına göz diken; görme engellilerin eğitim almasını sağlayan, rehabilitasyon imkanları sunan ve topluma kazandırılması yönünde hizmet veren iki okuldan biri olan Reşitpaşa 6. Nokta Körler Rehabilitasyon Merkezi’ni bile rantı arttığı gerekçesiyle çıkarmak isteyecek kadar rant hırsıyla kör olan, Sulukule’de yüzlerce yıllık mahallenin yaşam kültürünü hiçe sayarak tescilli tarihi yapıları yıkan, sonra da “Osmanlı Konakları yapacağız” diyerek tarihe ve kültüre duyduğu saygıyı gözler önüne seren beş yıllık bir kent yönetimini geride bıraktık. Sonuçlar göstermektedir ki son beş yılda İstanbul’da yöneticiler için kent toprağı insandan değerli hale gelmiştir. Allı pullu “Küresel Kent” söylemleri ile dar gelirli ve yoksul aileler kent merkezinden kentin dışına sürülürken, onlardan boşalan yerlere çok katlı ofis binaları, lüks konut siteleri, rezidanslar, alışveriş merkezleri yapılarak yerli yabancı parası bol müşteriler için kent kurgulanıyor. Tüm bunlar kamuya yani bize ait araziler satılarak, İstanbul’u İstanbul yapanların yıllarca emek vererek kurdukları mahalleler yıkılarak, yaşayanlar yerlerinden edilerek yapılıyor. ‘Katılım’ ve ‘Demokrasi’ kelimelerini dillerinden düşürmeyenler ne projeler konusunda halka danışıyor, ne de halkın yararına hizmetler ortaya koyuyor. Kamu kaynaklarının nasıl, ne için ve kimlerle harcandığı konusunda kimselere bilgi verilmezken bir de bu kaynaklarla yapılan yeni projeler mevcut sorunları büyütüyor, altyapının yetersizliği nedeniyle yapılan yenileşme çalışmalarının maliyeti yine kamuya yükleniyor. Bedelini ödediğimiz alanlar gözümüzün önünde para babalarına peşkeş çekiliyor. Birileri bu işlerden çok kar ediyor; İstanbul ve İstanbul halkı ise zarar!.. Raporumuz bu “çarpık şehirleşme” anlayışını alenileştirmek için hazırlandı. Seçim broşürlerinde, milyonlarca lira harcanarak verilen reklamlarda anlatıldığı gibi bir İstanbul’un olmadığını, İstanbul’un gerçeklerinin sadece bir kısmını da olsa sunabilmek için… İMECE Toplumun Şehircilik Hareketi çalışmaya başladığı ilk günden bugüne kadar gerçekleştirdiği mücadeleyi önümüzdeki dönemde daha da genişleterek, kente ve halka karşı işlenen tüm suçların karşısında olmayı sürdürecektir. İMECE - Toplumun Şehircilik Hareketi
|