|
Şiddet üzerine kurulu bir iktidar yıkılmaya mahkumdur! |
|
|
|
|
2013 1 Mayıs’ında bir kez daha AKP hükümeti devlet terörü ile toplanma özgürlüğü, ifade özgürlüğü, ulaşım hakkı ve hatta yaşama hakkını gaspetti. İçişleri Bakanı, 1 Mayıs mitinginin güvenlik nedeniyle Taksim Meydanı’nda yapılamayacağını iddia etmişti. Peki güvenliği nasıl sağladı? Polis, sabahın erken saatlerinde Şişli ve Beşiktaş’ta bir araya gelmeye çalışan emekçilere müdahale etti, kimyasal silahlarla saldırıp saatler boyunca işkence yaptı. Özellikle Beşiktaş ve Şişli benzeri görülmemiş şiddet manzaralarına sahne oldu. DİSK binasına gaz bombalarıyla girildi. Evler, hastaneler, ambulanslar saldırılara hedef oldu. Buna karşın emekçilerin direnişi kırılamadı. Gün boyu süren mücadele Okmeydanı, Şişli, Mecidiyeköy, Beşiktaş, Tarlabaşı, Eminönü, Dikilitaş, Darphane, Ortaköy ve bütün İstanbul’u 1 Mayıs alanına çevirdi. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, “Türkiye bir hukuk devleti, kurallar var, bu kurallar hepimizi bağlar” diyor. Hükümet, uluslararası hukuka göre savaş koşullarında bile kullanılması yasak olan kimyasal silahlarla halka saldırma hakkını hangi kurala dayandırıyor? Kent hayatının her alanını ve her anını işgal eden devlet terörü bugün açıkça görüldüğü gibi bu ülkede kural haline gelmiştir. Bozdağ: "DİSK'in bu ısrarı işçi hakkından öte, ideolojik bir ısrar.” diyor. İdeolojik olan Taksım Meydanı’nda yürütülen proje ve meydanın işçilere yasaklanmasıdır. AKP hükümetinin politikaları sınıf mücadelesinin ve mekanın kolektif belleğine yönelik müdahaleler üretmektedir. Bu müdahalelere karşı duranları ise ölçüsüz bir şiddetle evcilleştirebileceğini sanmaktadır. Bugün bir kez daha gördük ki, bu hesap tutmuyor; tüm engellemeler ve verilen gözdağına rağmen emekçiler boyun eğmiyor. Beşiktaş meydanında gruplar kendi iradeleri ile dağılmaya başladıkları anda yapılan son gazlı saldırı da göstermiştir ki polis şiddeti hükümetin gücünü kanıtlama aracından başka bir şey değildir. Mevcut iktidarın varlık koşulu baskı ve şiddetten ibarettir. Şiddet üzerine kurulu bir iktidar ise yıkılmaya mahkumdur. Taksim’den vazgeçmiyoruz, İstanbul’dan vazgeçmiyoruz, demokrasi mücadelemizden ve haklarımızdan vazgeçmiyoruz. Emek mücadelesi büyüyerek sürüyor.
Müştereklerimiz
|
|
1 Mayıs’ı kriminalize etmek, itibarsızlaştırmak maksadıyla Taksim Meydanı’ndaki inşaat çalışmaları vesile edilerek bir kafa karışıklığı yaratılmak isteniyor. Piyasaya sürülen sayısız yalana karşı çıplak gerçeği haykırmak gerekiyor: Taksim Meydanı dün olduğu gibi bugün de 1 Mayıs etkinlikleri için İstanbul’daki fiziki koşulları en uygun meydandır.
Meydanın güvenliğinin sağlanamayacağını iddia etmekse tam manasıyla abesle iştigaldir. Toplumun güvenliğini sağlamakla yükümlü idari bir makamın sahibinin güvenliği sağlayamayacakları yönündeki beyanatı trajikomiktir. Her gün milyonlarca insanın kullandığı bir meydanın konu 1 Mayıs olunca güvensiz olduğunun açıklanması (ki inşaatın olmadığı 2007-8-9 gibi yıllarda da meydanın böylesi bir etkinliğe uygun olmadığı iddia ediliyordu, ancak son üç yılki 1 Mayıslar bu iddiayı da boşa çıkarmıştı) asıl niyeti de ortaya koymaktadır. Miting hafriyat sahasında yapılmayacağına göre 30 metrelik çukurlarla insanları korkutmanın riyakârlık dışında mantıklı bir izahı yoktur.
Toplumsal muhalefet güçlerinin bu konuda herhangi bir kafa karışıklığına müsaade etmemesi gerek. Devlet cenahından yapılan açıklamaların tamamı, 1 Mayıs'ı etkisizleştirme, zayıflatma arayışının bir ürünüdür. Ortamı gererek 1 Mayıs’a katılımı engelleme, 1 Mayıs’ı marjinalize etme niyeti güdüldüğü açıkça ortada. Buna izin vermemeliyiz. Mekân toplumsal mücadelelerin bir ürünüdür. Taksim Meydanı’na anlamını ve bağlamını kazandıran toplumsal muhalefet, direniş ve dayanışma pratikleri, bugün yine mekân üzerinden saldırı altındadır. İktidar ve sermaye, Taksim Meydanı'nın anlam ve bağlamını toplumdan, toplumsal direnişlerden koparmak amacıyla yoğun bir çaba içerisindedir. Bu sene inşaat bahane edilerek yasaklanmak istenen 1 Mayıs Alanı, önümüzdeki senelerde kışla tipi AVM ve yeraltı yolları bahane gösterilerek tekrar yasaklanmaya çalışılacaktır.
Bu anlamda “1 Mayıs Alanı Taksim'dir” ısrarını anlamsız bir restleşme olarak görenlere söyleyeceğimiz ise şudur: Taksim'i sadece 1 Mayıs'ta değil her gün ve her yerde, her yerle birlikte savunmadıkça hayatımızın her alanı saldırı altında kalmaya devam edecektir.
1 Mayıs'ta Müştereklerimiz ve Kent Hareketleri birlikte Taksim 1 Mayıs Alanı’na yürüyoruz. Ekolojik yıkıma, evlerimizi, mahallelerimizi kamusal alanlarımızı elimizden almaya yeltenen kentsel dönüşüm adını verdikleri talan ve yerinden edilmeye, eğitim ve sağlık hakkımızın gaspına, hayatımıza dair alınan kararların bize rağmen ve bize karşı alınmasına, ırkçılığa, ayrımcılığa ve sınır boylarında ölüme terk edilmeye, bedenlerimizin tahakküm altına alınmasına, emek sömürüsüne, güvencesizliğe, taşeronlaştırmaya, toprak, su ve müşterek alanlarımızın metalaştırılmasına karşı Taksim’de, 1 Mayıs Alanı’nda olacağız.
Her yerde direnişteyiz, Hep beraber özgürleşeceğiz!
|
|
HER YER HER GÜN HEP BERABER 1 MAYIS! |
|
|
|
|
Ekolojik yıkıma, evlerimizi, mahallelerimizi kamusal alanlarımızı elimizden almaya yeltenen kentsel dönüşüm adını verdikleri talan ve yerinden edilmeye, eğitim ve sağlık hakkımızın gaspına, hayatımıza dair alınan kararların bize rağmen ve bize karşı alınmasına, ırkçılığa, ayrımcılığa ve sınır boylarında ölüme terk edilmeye, bedenlerimizin tahakküm altına alınmasına, emek sömürüsüne, güvencesizliğe, taşeronlaştırmaya, toprak, su ve müşterek alanlarımızın metalaştırılmasına karşı ayrı alanlarda yürüttüğümüz mücadeleleri ortaklaştırmak, ‘müştereklerimiz’i hep birlikte inşa etmek için buluştuk, konuştuk, tartıştık, birbirimizin ihtiyaçlarını anladık; sözü ve eylemi ortaklaştırmak için bir aradayız.
Şimdi 1 Mayıs'ta Müştereklerimiz ve Kent Hareketleri birlikte yürüyoruz. Rekabeti, saldırganlığı, tahakkümü ve sınırlandırıcılığıyla kapitalizme karşı derdimizi ve mücadelemizi hep birlikte haykırmak, her bir adımda bu daha başlangıç mücadeleye devam şiarıyla ayaklarımızı bastığımız yeri umut kılmak için, umudu yaratmak/yaşatmak isteyen herkesle birlikte yürümek istiyoruz.
Her yerde direnişteyiz, Hep beraber özgürleşeceğiz!

|
|
BİR MAYIS'TA BERABER YÜRÜYORUZ |
|
|
|
|
Ayrı alanlarda yürüttüğümüz mücadeleleri ortaklaştırmak, ‘müştereklerimiz’i inşa etmek için buluştuk, konuştuk, tartıştık, birbirimizin ihtiyaçlarını anladık.
Şimdi 1 Mayıs'ta birlikte yürümek, dertlerimizin, mücadelelerimizin ortak yolunu hep birlikte haykırmak istiyoruz.
Tam da söylendiği gibi yürüyoruz, önümüzdeki yol uzun farkındayız.
Müştereklerimiz’in 1 Mayıs yürüyüşünü hep birlikte oluşturmak, kortejimizi müşterek kılmak, pratik gerekleri konuşmak için buluşuyoruz. Müştereklerimiz’le birlikte yürümek isteyen herkes davetlidir.
22 NİSAN 2013 PAZARTESİ 19:30
Makina Mühendisleri Odası 1. Kat B sınıfı Katip Mustafa Çelebi Mah. İpek Sk. No:9/2 Beyoğlu
MÜŞTEREKLERİMİZ
Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

|
|
Festivali Emek'te Kapatıyoruz! |
|
|
|
|

14 Nisan Pazar günü16:00'da Emek Sineması'nın önünde buluşuyoruz. Emek'te açtığımız festivali, yine Emek'te kapatıyor, mücadeleye devam ediyoruz.
Bazen zaman hızlanır, bir anlığına her şey imkan dahilinde görünür. Bize “alternatif yok” diyen siyasi iktidarlara ve sermayeye karşı, inatla “var” deriz; bir gün bir kapıyı açarız ve mümkünün kıyısındayızdır.
Böylesi bir kapı araladık.
2009’dan beri Beyoğlu Belediyesi’nin ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın onayıyla Multi Türkmall ve Kamer İnşaat eliyle gerçekleştirilmek istenen yıkım projesine karşı çıkan bizler için bu seneki Festival her zamankinden daha hareketli, daha heyecanlı ve daha güçlü geçti. Önce “kamu” olarak Sinemamızın kapısını tekrar araladık ve Festival’in açılışını Emek Sineması’nda gerçekleştirdik. Sonra, bize ait olan Yeşilçam Sokak’a girmek istediğimiz için biber gazı, tazyikli su ve coplarla saldırıya uğradık, inatla dağılmadık ve hep beraber haykırdık: “Emek Bizim İstanbul Bizim!” Burada duracak değiliz. Yıkımı engelleyip Emek Sineması’nı geri alana kadar mücadeleye devam edeceğiz. Sokaklarımıza, meydanlarımıza, mahallelerimize, sinemalarımıza, kentimize ve bütün bu alanları bizlerin kılan kentsel hafızamıza, yaşamlarımıza yapılan saldırılara karşı bir aradayız!
Açılışını Emek Sineması’nda yaptığımız Festival’in kapanışını gerçekleştirmek, mücadeleye devam edeceğimizi haykırmak, dahası hayatı festival kılmak için 14 Nisan Pazar günü saat 16:00’da Emek Sineması’nda buluşuyoruz.
Emek Sermayeyle uzlaşmayacak! Emek Bizim İstanbul Bizim! Emek Bizim İstanbul Bizim Platformu
Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
emeksinemasi.blogspot.com | facebook.com/emekbizim |twitter.com/@EmekBizim
|
|
BERABER YÜRÜYORUZ: ORTAKLAŞAN TOPLUMSAL MÜCADELELER V |
|
|
|
|
EMEK MÜCADELESİ:
YENİ SORULAR, YENİ İHTİMALLER
Sahnenin önü biraz kalabalık: Yol kenarlarına dizilmiş AVM’ler, parıltılı camlarıyla iş kuleleri, pirüpak aile evleri, neşe içinde çalışılan reklam ofisleri, kirinden pasından aklanmış yeni zaman fabrikaları. Muktedirler ısrarla bize tarihin bittiğini, son fotoğrafın çekildiğini söylüyorlar, inanmak ve inandırmak istercesine. Bakın diyorlarsahnenin önünü işaret ederek, işçiler ve patronları gitti, artık sadece iş arkadaşları var.
Ne var ki tüm bunları var eden kalabalıklar hâlâ burada, arkalardan homurtular yükseliyor. İnşaatlarda, fabrikalarda, eviçlerinde, üniversitelerde, plaza koridorlarında, okullarda emekçiler her gün bir başka itirazı dillendiriyorlar. Sesler henüz tek bir çığlık olmadı belki, ama şehrin dört bir yanından uğultular yükseliyor, duyuyoruz.
Kapitalist sistem, içine düştüğü krizin sonuçlarını artık gizleyemiyor. Ekolojik yıkımın ve küresel iktisadi krizin anlamı dünyanın tüm yoksulları, ezilenleri, mülksüzleri için aynı: felaket. İşsizlik oranları, tüm istatistik oyunlarına inat, yıldan yıla yükseliyor. Kimileri “istihdam edilemez” ilan edilerek toplumsal olarak marjinalleştirilirken, iş bulabilenlerin ezici çoğunluğu güvencesiz, istikrarsız, geçici işlere mahkûm oluyor. Başta gençler ve kadınlar, çalışsalar da yoksulluk içinde hayatlarını idame ettiriyorlar.
Başlarken sorular muhtelif, cevaplar belki ham demiştik, ama bunu beraber yürümenin önünde bir engel saymamıştık. Bu sefer bu uğultulara kulak kesiliyoruz. Sorular ve sorunlar müşterekse, ihtimaller de müşterektir diyoruz.
13 NİSAN 2013 CUMARTESİ // SAAT 15:00
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Video Konferans Salonu Meclis-i Mebusan Caddesi No: 24 Fındıklı
|
|
EMEK SİNEMASI'NIN KAPISI AÇILDI, SEYİRCİSİNİ BEKLİYOR! |
|
|
|
|
7 Nisan 2013 Pazar
Saat:16:00
Yer: Taksim Tramvay Durağı
31 Mart Pazar günü sokaktaki yüzlerce eylemcinin içeriye girmesini engelleyen çevik kuvvet ekibine rağmen yaklaşık 50 kişi Emek Sineması’ndaydık.
Bize ait olan sinemalarımızı, sokaklarımızı, mahallelerimizi ve yaşadığımız kentleri geri almak için, ve daha önemlisi bunun mümkün olduğunu göstermek için, bizler yaklaşık üç saat boyunca Emek'teydik ve festivalin gerçek açılışını burada yaptık.
Üç yıldır bizlere "Yıkmıyoruz, sökerek taşıyoruz" dediklerinde inanmadık ve Pazar günü hepimiz şahit olduk: TURKMALL adlı şirketin sahibi olduğu Kamer İnşaat, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın koruma kurullarının onayıyla, Beyoğlu Belediyesi’nin verdiği ruhsatla Emek’i yıkıyor, talan ediyor. Nereyi? SGK'ya, yani hepimize ait olan bir kamu mülkünü: Emek Sineması'nı.
Ancak Emek Sineması her tür kötü muameleye, hoyratlığa, özensizliğe rağmen bütün ihtişamıyla hala orada ve biz bu yıkımı durdurup Emek'i geri alabiliriz.
Açılışını yaptığımız gerçek film festivalinin devamında, kaldığımız yerden film seyretmeye devam etmek için 7 Nisan Pazar günü saat 16:00’da Taksim Tramvay durağında buluşup hepimize ait olan Emek Sineması’na yürüyoruz.
Yıkmak istiyorlar, Yıktırmıyoruz!
Bu daha başlangıç mücadeleye devam!
Emek bizim İstanbul Bizim!
Emek Bizim İstanbul Bizim Platformu
Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
emeksinemasi.blogspot.com facebook.com/emekbizim twitter.com/@EmekBizim

|
|
Sanat, Siyaset ve Bienal: SAHTE KATARSİS |
|
|
|
|
İMECE-Toplumun Şehircilik Hareketi
(Bir+Bir Nisan 2013 sayısında yayınlanmıştır)
Saatlerimizi “muhalif sanat nedir, ne değildir”e ayarlıyoruz. Akrebi yerleştirdik, şimdi sıra yelkovanda. Brecht’li “İnsan Neyle Yaşar”dan sonra, şimdi de "Anne, ben barbar mıyım” ve “kamusal simya" başlığı altında, kaybolan kamusallığı ve kentsel dönüşümü konu edinen 13. İstanbul Bienali vesileyle “ilerici” sanat kurumlarının ve “radikal reformizmin” tarihine bakıyoruz.
Guggenheim Müzesi Müdürü Thomas Messer, sanatçı Hans Haacke’nin Mayıs 1971’de açılması beklenen sergisini iptal ettiklerini açıklarken şöyle diyordu: “Bu vesileyle sanatın sosyal ve siyasî sonuçlar doğurabileceğini pekâlâ anlıyoruz. Ama kanaatimizce bu sonuçlar, sizin önerdiğiniz gibi siyasî hedefler için siyasî araçlar kullanarak değil, imâ yoluyla, sanatın genellemeye dayalı gücünden faydalanarak elde edilebilir.” Ardından, Haacke’den daha önceki gibi “biyolojik süreçleri” irdelediği bir sergi bekledikleri için hayal kırıklığına uğradıklarını ifade eden Messer, sanatçıya “müzenin mütevelli heyetinin direktifleri doğrultusunda, bu müzenin görevinin sanat dışı faaliyetlerde bulunmak ya da sosyal ve siyasî sebeplerle sponsorluk etmek değil, bir sanat müzesine özgü kısıtlamaları göz önünde bulundurmak olduğunu” iletir.
Sofizm ve belâgat sanatının müthiş bir karışımı olan bu açıklamalara neden olan sergideki iki eserden birinin ismi şöyledir: “Shapolsky ve diğer Manhattan Emlak Holdingleri, Bir Mayıs 1971 İtibarı ile Gerçek Zamanlı Bir Sosyal Sistem”. Eserde kılı kırk yaran bir araştırma sonucunda emlâk mafyası lideri Harry Shapolsky ve Guggenheim Müzesi mütevelli heyeti üyeleri arasındaki spekülasyon ve rant ilişkisi belgelerle ortaya dökülmüştü. Haacke, dönemin toplumsal kalkışmalarıyla birlikte ve ona sırtını dayayarak sanat kurumlarını siyasî, sembolik ve sosyal bağlantıları içinde ele alan yeni kuşak eleştirel bakışın temsilcilerindendi. Aslında, tam da “sanatın genelleme ve imâ gücünden” kaçınmaktaydı. Sanat eserlerinin kendinden menkul değerleri olmadığını iddia eden Haacke, “kültürel süreç ve ilişkilerin nasıl anlam ürettiğine baktığını” söylüyordu. Sanat tarihçisi Rosalyn Deutsche’ye göre, zaten bu yüzden de eserin isminde “Bir Mayıs 1971 itibarı ile” ibaresi yer alıyordu. “İtibarı ile”, çünkü ilkin New York’ta kent toprağı ve yoksulları üzerindeki rantsal müdahale gün be gün devam etmektedir. İkincisi, bu eserin kendisi siyasî ve sosyal sürecin müdahilidir. Böyle olduğu için de Haacke Guggenheim’dan kovulur.
|
|
BERABER YÜRÜYORUZ: ORTAKLAŞAN TOPLUMSAL MÜCADELELER IV |
|
|
|
|
TOPLUMSAL MUHALEFET VE ÖZYÖNETİM PRATİKLERİ
Evlerin kapısına dayanan dozerler, üniversite yerleşkelerini gaza boğan panzerler, sendika kapılarına inen helikopterler, çocuk işçilerin kafasını kapan presler... Cendere gitgide daha çok kıstırırken meclis salonlarında kalkıp inen ellerin, sokakta kalkıp inen coplardan hiçbir farkı yok. Cenderenin daha çok kıstırmasını engellemeye çalışmak yerine, cendereyi boynumuzdan söküp atacak yolları aramanın vakti uzun zamandır. Başka bir hayatı bugünden kurmaya başlamak için kendi yaşamlarımız üzerindeki kararları kendimizin alabileceği yarıklar açmanın vakti.
Toplumsal muhalefetin farklı kesimlerini yan yana getirebilecek gündemler ve araçlar nelerdir? Bir mahallede mahallenin ihtiyaçları üzerine kolektif karar alma süreçleri yaratmaya uğraşırken, bu mahalleden kalkıp fabrikasına giden işçi yaşamının farklı alanlarını birbirine bağlayacak kolektif iradeyi nasıl örgütleyebilir? Bir üniversitede okuyan öğrenci ile aynı üniversitede çalışan işçi nasıl bir mücadelede yan yana gelir?
Hazır reçeteler değil, sorular sunuyoruz. Birlikte tartışmak, üretmek ve kolektif bir mücadeleyi birlikte örmeye başlamak için. Başka bir hayatı bugünden kurmak için!
30 MART CUMARTESİ SAAT:15.00
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
Video Konferans Salonu
Meclis-i Mebusan Caddesi No:24 Fındıklı

|
|
Basına ve Kamuoyuna,
10 Mart sabahı saat 4 civarında, kalabalığın yoğun olduğu Taksim’in göbeğinde, herkesin gözü önünde bir kadına tecavüz girişiminde bulunuldu. Her gün binlerce kişinin kullandığı dolmuş duraklarının hemen yanında yaşanan bu şiddete etraftaki esnaf dahil olmak üzere pek çok kişi tanıklık etmesine rağmen, hiçkimse tepki göstermedi. O esnada oradan geçmekte olan bir arkadaşımız tecavüz girişiminde bulunan 6 kişiye müdahele etmek istediğinde, tüm esnaf ve gelen geçenin gözleri önünde bu kişiler tarafından darp edildi. Saldırıya uğrayan kadın ise bu kişilerce kaçırılmış ve halen durumu bilinmemektedir.
Bu şiddet olayı İstiklal Caddesi üzerindeki Mis Sokak'ın aşağısında, Tarlabaşı Bulvarı'nda 7/24 açık Muharrem Berber ve Ciğer-i İstanbul'un hemen önünde gerçekleşmiştir. Her gün bindiğimiz bu dolmuşların önünde, binlerce arabanın geçtiği işlek bir cadde üzerinde, çevreden hiçbir tepki almadan alenen tecavüz girişiminde bulunulabiliyor olması, duruma tek müdahale etmeye çalışan arkadaşımızın yine çevredekilerin gözleri önünde ağır bir şekilde darp edilmesi biz aşağıda imzası bulunanları dehşet içinde bırakmaktadır.
|
|