Toplumun Şehircilik Hareketi

Toplumun Şehircilik Hareketi

İstanbul Kent Raporu

Google Gruplar
toplumunsehircilikhareketi grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et
Şuanda 43 konuk çevrimiçi

3. Köprü Raporu

YEREL YÖNETİMLER RAPORU TARTIŞMA TOPLANTILARI 5: KÜLTÜR VARLIKLARININ KORUNMASINDA YEREL YÖNETİMLERİN ROLÜNÜ TARTIŞIYORUZ PDF Yazdır ePosta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 23
ZayıfEn iyi 

İMECE Toplumun Şehircilik Hareketi olarak bir yerel yönetim raporu üretme hedefiyle düzenlediğimiz tartışma toplantılarına “kültür varlıkları ve koruma” başlığı altında devam ediyoruz.

Günümüzde fiziki korumanın piyasa koşulları içinde sadece zenginlerin karşılayabileceği bir 'yük' olması karşısında yoksul kent emekçilerinin, oturdukları tarihi mahallelerden kapı dışarı edilmesine şahit oluyoruz. Haydarpaşa gibi müşterek alanlarımız tarihsel bağlamından kopartılıp otel yapılmak istenirken Tokludede'de yaşayan İsmet Amca intihara sürükleniyor.

Tam da bu yüzden, fiziki birer varlık olmaktan öte toplumla birlikte 'yaşayan' ve sermayeyle değil kolektif yaşamla korunan tarihi ve kültürel varlık politikalarına ihtiyacımız var.

Lahitin içine ekilen domatesle, üstüne dikilen AVM parantezinde kültür varlıkları ve koruma politikalarını; bu politikalarda yerel yönetimlere düşen rolleri tartışmak istiyoruz.

Başka bir hayatı bugünden kurmak için...

 

Tarih: 25.01.2014 Cumartesi

Saat: 14.00

Yer: Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi

Adres: İmam Adnan S. No: 24 K:2 Beyoğlu


 
YEREL YÖNETİMLER RAPORU TARTIŞMA TOPLANTILARI 4: BARINMA VE SOSYAL KONUT POLİTİKALARINI TARTIŞIYORUZ! PDF Yazdır ePosta

İMECE Toplumun Şehircilik Hareketi olarak bir yerel yönetim raporu üretme hedefiyle düzenlediğimiz tartışma toplantılarına “barınma” başlığı altında devam ediyoruz.

Sosyal Konut Nedir? Devletin ekonomik değeri artmış arazileri boşaltmak için yoksulları 20 yıllık borç yükü altına sokarak sürdüğü yerler mi? Her daim icra tehdidi altında yaşamak mı? Kentlerin en ücra yerlerine kurulmuş, birbirinin aynısı, kalitesiz malzemeden yapılmış hapishane modeli evler mi? İnsanların yıllar içinde kendi emekleriyle kurdukları hayatlarından, mahallelerinden, toplumsal çevrelerinden koparılarak birbirlerine ve kendilerine yabancılaştığı, izole hayatlar idame ettirdiği mekanlar mı?

Gelirleri azalırken kiraları artan kiracılar, kentlerin spekülatif gelişmesi içerisinde oradan oraya sürüklenmek, her ana evden atılma korkusu içerisinde bakımsız konutlarda yaşamak zorunda mı?

Yoksulların afetlerde hayatta kalmasının bedeli evsiz kalmak mıdır? Afet mağdurlarına yönelik bir sosyal konut politikası geliştirilemez mi?

Oysa ki spekülasyondan uzak, öz yönetim ve demokratik katılım mekanizmalarına dayanan, kolektif bir yaşamı üretebileceğimiz sosyal konut anlayışıyla, yaşadığımız kentleri, piyasanın ve para sahiplerinin değil, halkın öncelikleri ve istekleriyle yaratabiliriz. Bunları düşünmek için önümüzde dünyadan muhtelif örnekler var.

Katılmak ve katkı koymak isteyen tüm yapı ve bireylerle, bu örnekleri çoğaltmak, barınma ve sosyal konut politikalarında yerel yönetimlere düşen rolleri tartışmak, başka bir hayatı bugünden kurmak için...

Tarih: 09.01.2014 Perşembe
Saat: 19.00
Yer: Eğitim-Sen 6 No'lu Şube
Adres: Sıraselviler C. Sim Apt. No:18/2 Beyoğlu


 
YEREL YÖNETİM RAPORU TARTIŞMA TOPLANTILARI 3: BELEDİYE ÖRGÜTLENMESİNİ VE BÜTÇE YÖNETİMİNİ TARTIŞIYORUZ PDF Yazdır ePosta

İMECE Toplumun Şehircilik Hareketi olarak bir yerel yönetim raporu üretme hedefiyle düzenlediğimiz tartışma toplantılarına devam ediyoruz. Bu toplantılarda içerisinde bulunduğumuz seçim atmosferinin, gezide ortaya çıkan bu büyük değişimi yok etmesine, sandık siyasetine indirgenmiş bir demokrasi anlayışına geriletmesine izin vermeden, açtığımız alanlarda kendi kendimizi nasıl yönetebiliriz sorusunu tartışmak istiyoruz.

Önümüzde belediye örgütlenmesi ve bütçe yönetimi konularını tartışacağımız bir toplantı var. Mevcut yerel yönetim sistemini analiz ederek başlayacağız. Yönetim kademelenmesi, yerel yönetimlere dair yasal çerçeve, var olan işleyiş biçimi yanı sıra, önemli olduğunu düşündüğümüz bütçeleme konusunu tartışacağız.

Bütçeler, yüzlerce satırdan oluşan gelir ve gider kalemlerinin alt alta sıralandığı bir takım teknik sayısal belgeler olarak gözümüzü korkutabilir. Ancak şunu hep hatırlamalıyız ki; bütçeler herşeyden önce politik metinlerdir, her zaman birbiri ile uyuşmayan taleplerinin çarpıştığı bir siyaset arenasıdır. Kuşkusuz dünyada var olan çeşitli örnekleri de değerlendirerek yasal olmanın ötesinde meşru olan yolları da gözden geçirmeyi amaçlıyoruz.

Önümüzdeki süreçte, katılmak ve katkı koymak isteyen tüm yapı ve bireylerle; kentsel hizmetler, barınma, ekoloji, üretim, turizm gibi başlıklarda yapacağımız tartışma toplantılarında bir araya geleceğiz.

Başka bir hayatı bugünden kurmak için....

İMECE Toplumun Şehircilik Hareketi


 
BİZ BURADAYIZ, BURAYI VAR EDEN BİZİZ! PDF Yazdır ePosta

Hep biliyorduk, hep de söyledik; kentlerimiz, toprağımız, yaşam alanlarımız, kapitalizmin hegemonyasını ve sermaye ilişkilerini yaratmasının en temel araçlarından biri. Talan, yağma ve şiddet üzerine kurulu, hiç bir tutar yanı olmayan kent politikaları şimdi iktidarın kendi içindeki çekişmede bir ‘saldırı ve yıkma’ aracı olarak kullanılıyor. Bugün yaşanan gelişmeler, bizim yıllardır söylediklerimizin kriminal boyuttaki kanıtlarının ortaya serilmesinden başka bir şey değil; yoksa her şey alenen ortada değil miydi? Halkın yaşam alanları ve doğa, devletin gücü kullanılarak sözde ‘yaşam’ mimarlarına devredilmedi mi?

Emeğimiz ve doğa sömürülürken; bedenimizden evimize, ormanımızdan meydanımıza pervasızca müdahale edilirken sesimizi yükselten bizler faşizan şiddete maruz kalıp canlarımızdan olduk. Ama özgürlük ve demokrasi için mücadele ederken, haklı olduğumuzdan hep emindik.Ve Gezi’de; bedenimize, evimize, sokağımıza, kentimize, benliğimize yapılan saldırılara karşı bir olduk ve yeniden kamusal alanlarımızı kurduk. "Biz buradayız, burayı var eden biziz!" dedik. Şimdi bir kez daha toplanıyoruz İstanbul’un bizim olduğunu haykırmak için! 3. Köprüye, doğanın ve tarihin talanına, kentsel dönüşüme, TOKİ’nin yaşamsız projelerine, AVM’lere karşı eşit ve özgür bir yaşam için! Bu kenti talan etmelerine izin vermeyeceğimizi, başka bir kent hayalimizin olduğunu ve bu hayali gerçekleştirmenin hiç de uzak olmadığını söylemek için!

22 Aralık Pazar günü saat 12.00’de İMECE pankartıyla Kadıköy’de Müştereklerimiz kortejinde buluşuyor 'İstanbul Bizim’ diyoruz.

İMECE Toplumun Şehircilik Hareketi

Buluşma yeri ve saati: Söğütlüçeşme Belediye önü, saat 11.00 Müştereklerimiz korteji

 
İSYANLA, DÜŞLE, AŞKLA, CESARETLE YÜRÜYORUZ… PDF Yazdır ePosta

Gezi direnişi müşterek alanlarımızın gasp edilmesine karşı yüksek sesle “reddediyoruz” dediğimiz güçlü bir isyandı.

Gezi direnişiyle hepimiz, emeğimiz ve bedenlerimizin kâr konusu yapılmasına, ortak alanlarımızın çitlenerek kamuya kapatılmasına, özelleştirilmesine karşı direnen birer “iştirakçi” olduk.

“İştirakçiler” olarak ortak varlıkların herkese açık olması için; devlet otoritesinin tasallutu altındaki kamu mülkiyetini müşterek olana dönüştürmek için; ortak zenginliği demokratik özyönetim yoluyla idare etme, geliştirme ve sürdürme mekanizmaları yaratmak için direniyor; müşterek zenginliklerimizin açık ve eşitlikçi paylaşımına dayalı demokratik bir toplumu hedefleyerek mücadele ediyoruz.

Gezi Parkını sermayeye teslim etmemek için direndik ve kazandık. Şimdi İstanbul için yürüyoruz.

Emekçi semtlerinin emlak şirketlerine, TOKİ'cilere devredilmesine; ormanların "çılgın projelerle" yok edilmesine ve lüks konut sitelerine dönüştürülmesine, kırların ve kentlerin sermayeye peşkeş çekilmesine karşı yürüyoruz.

Afet Yasası’na, 2-B Yasası'na, tarihi, arkeolojik sit alanlarının, kültürel değerlerin geri dönülmez şekilde talan edilmesine, okulların, hastanelerin, sinemaların, tersanelerin, garların otel ve AVM yapılmak için satılmasına, kamusal alanların, parkların, meydanların özelleştirilmesine, sahillerin doldurularak yağmalanmasına, yağmacılara fon oluşturmak için kıdem tazminatlarımıza el koyulmasına "hayır" demek için yürüyoruz.

İsyanla, düşle, aşkla, cesaretle yürüyoruz…

Ethem'le, Ali'yle, Ahmet'le, Ferit'le, Mehmet'le, Abdocan'la, Medeni'yle birlikte yürüyoruz.

Doğayla uyumlu; yaşam alanlarımız ve geleceğimiz hakkında söz ve karar sahibi olduğumuz demokratik bir kentte eşit biçimde yaşama talebimizi haykırmak için yürüyoruz.

22 Aralık saat 12:00’de Kadıköy’de “İstanbul Bizim!” demek için buluşuyoruz.

YOLUMUZ UZUN, BİRLİKTE YÜRÜYORUZ!

MÜŞTEREKLERİMİZ

 
YEREL YÖNETİM RAPORU TARTIŞMA TOPLANTILARI: YEREL YÖNETİMİN DE CİNSİYETİ VAR! PDF Yazdır ePosta

Bir Kadın Sığınma Evi’nin açılışını davulla zurnayla ilan etmek masum bir hata, gözden kaçırma mıdır? Elbette değil. Bir büyükşehir belediyesinin kadınlara yönelik yegane hizmetinin “Hanımlar Lokali” olması, ya da “kentsel dönüşüm” adına mahalleler gasp edilirken ilk yerinden edilenlerin trans bireyler olması da şanssız tesadüfler değil çünkü mahalleyi, kenti, mekanı –hayatın diğer alanlarını olduğu gibi—toplumsal cinsiyet ilişkilerinden bağımsız düşünmek imkansız. Kente, mahalleye, mekana dair deneyimler, sadece toplumsal cinsiyet rolleri ve kimlikleri üzerinden farklılaşmakla kalmıyor; çoğu kez bu rol ve kimliklere dayalı eşitsizlikleri yeniden ve yeniden üretiyor. Kent yaşamının önümüze koyduğu engeller ve imkanlar, ihtiyaçlar ve talepler toplumsal cinsiyet ilişkileri üzerinden farklılaşıyor, bu ilişkilerin asimetrisiyle şekilleniyor. Mekanın kullanımı, barınma, altyapı hizmetleri, ulaşım, güvenlik, karar verme süreçlerine katılım gibi bir dizi konuda, farklı cinsel kimlikler kentle farklı ve eşitsiz ilişkiler kuruyor. Kent içi ulaşımın kadınlar ve erkekler tarafından farklı şekillerde deneyimlendiği, kentsel güvenliğe yönelik ihtiyaçların cinsel kimliklere göre farklılaştığı, barınma güvencesizliğiyle homofobi ve transfobinin sıkıfıkı ilişkisini uzun zamandır biliyoruz.

Tam da bu yüzden, biliyoruz ki yerel yönetim politikaları ya da politikasızlıklarının da etkileri toplumsal cinsiyet ilişkilerinden azade değil. İmece Toplumun Şehircilik Hareketi’nin yerel yönetim ve politikaları raporu için yerel yönetim ve toplumsal cinsiyeti konuşalım istiyoruz. Kadın emeğinden bedenine, trans seks işçisine, homofobik sokaklardan karanlık sokaklara kadar, evlerden parklara şehirde birlikte yürüyelim. Yerel yönetim raporunun her satırını birlikte işleyelim. Mevcut politikaları, önerdiğimiz politikaları, yaşam alanlarımızı birlikte tartışalım.

Bir kıskaç ve muhtemel özgürlük alanı olarak kenti tartışmak için 15 Aralık 2013 saat 14.00'te buluşalım.

Yer: Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi (İpek S. No:9/2)

4. Kat Nurettin Yalçın Sınıfı Beyoğlu/İSTANBUL

 

İMECE Toplumun Şehircilik Hareketi


 
13. İSTANBUL BİENALİ: BUYRUN SİMYAYA PDF Yazdır ePosta

İMECE Toplumun Şehircilik Hareketi (Bir+Bir, sayı 23, Haziran 2013)

Bienal’in başlangıcı olarak ilan edilen “Kamusal Simya” programının ilk etkinliği olan “Şehri Kamusallaştırmak” İstanbul’da kentsel dönüşümün toplumsal ve kültürel etkisini, vatandaşların buna tepkilerini ve kültürel endüstrilerin bu dönüşümde oynadığı rolü sorgulamayı amaçlıyordu. İlginçtir, kültürel endüstriler meselesine değinen tek konuşmacı Christophe Schaffer oldu. Schaffer’ın sunduğu kapitalist kentleşme tarihçesinin ulaştığı nokta, kültürel ya da yaratıcı endüstri söylemiyle şekillenen yeni kentsel, mekânsal dönüşümler ve bu dönüşümler karşısında ortaya çıkan kentsel direnişlerdi. Shaffer “Neoliberal Kültürel Teşebbüsün Caka Satan Bir Öznesine Nasıl Dönüştüm” adlı işini seyirciyle paylaşırken, Richard Florida’nın sanatçıları kentsel “canlanmanın” itici gücü ilan eden yaratıcı sınıf teziyle sıkça kafa buldu. Shaffer’a göre, soylulaştırmanın öncü öznesi sanatçılar, öncü nesnesi “cafe latte”, öncü mekânı ise bohem kafelerdi. Bu farkındalığın üzerine kurulu ironi yüklü konuşma salonda kahkahalarla karşılanırken, Shaffer’ın sunum sonrasında Koç’un sponsorluğu hakkındaki soruyu “yapılacak bir şey yok” minvalinde geçiştirmesi manidardı. İroni sanatsal ve politik eleştirinin güçlü retorik araçlarından biridir, ancak arada bir durup, eleştiri, ironi ve sinizm arasındaki bağ üzerine düşünmemiz elzem.

Peter Sloterdijk sinizmi “aydınlanmış yanlış bilinç” olarak tanımlar. Sinik bilinç aydınlanmacı akılla donanmış, gerçekliğe eleştirel mesafeyle bakan ve kavrayan, ama bu kavrayışın icabını yapmaya muktedir olmayan, yapmamış olmanın da mutsuzluğunu duyan bir bilinçtir. İKSV’nin binasında, “ağzının kıyısında yamuk bir gülümseme” olarak sinik tutum her yere siniyordu. Sanat ve soylulaştırma arasındaki ilişkinin fakındayız; yapacak bir şey yok: bir kahkaha. Şirket sponsorluğu şerrinin farkındayız; yapacak bir şey yok: bir kahkaha daha. Kültürel endüstrilerin neoliberal kentsel yeniden yapılandırmayı meşrulaştıran araçlardan biri olduğunu biliyoruz; ancak yapacak bir şey yok: son kahkaha.

 
Şiddet üzerine kurulu bir iktidar yıkılmaya mahkumdur! PDF Yazdır ePosta


2013 1 Mayıs’ında bir kez daha AKP hükümeti devlet terörü ile toplanma özgürlüğü, ifade özgürlüğü, ulaşım hakkı ve hatta yaşama hakkını gaspetti.

İçişleri Bakanı, 1 Mayıs mitinginin güvenlik nedeniyle Taksim Meydanı’nda yapılamayacağını iddia etmişti. Peki güvenliği nasıl sağladı? Polis, sabahın erken saatlerinde Şişli ve Beşiktaş’ta bir araya gelmeye çalışan emekçilere müdahale etti, kimyasal silahlarla saldırıp saatler boyunca işkence yaptı. Özellikle Beşiktaş ve Şişli benzeri görülmemiş şiddet manzaralarına sahne oldu. DİSK binasına gaz bombalarıyla girildi. Evler, hastaneler, ambulanslar saldırılara hedef oldu. Buna karşın emekçilerin direnişi kırılamadı. Gün boyu süren mücadele Okmeydanı, Şişli, Mecidiyeköy, Beşiktaş, Tarlabaşı, Eminönü, Dikilitaş, Darphane, Ortaköy ve bütün İstanbul’u 1 Mayıs alanına çevirdi.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, “Türkiye bir hukuk devleti, kurallar var, bu kurallar hepimizi bağlar” diyor. Hükümet, uluslararası hukuka göre savaş koşullarında bile kullanılması yasak olan kimyasal silahlarla halka saldırma hakkını hangi kurala dayandırıyor? Kent hayatının her alanını ve her anını işgal eden devlet terörü bugün açıkça görüldüğü gibi bu ülkede kural haline gelmiştir.

Bozdağ: "DİSK'in bu ısrarı işçi hakkından öte, ideolojik bir ısrar.” diyor. İdeolojik olan Taksım Meydanı’nda yürütülen proje ve meydanın işçilere yasaklanmasıdır. AKP hükümetinin politikaları sınıf mücadelesinin ve mekanın kolektif belleğine yönelik müdahaleler üretmektedir. Bu müdahalelere karşı duranları ise ölçüsüz bir şiddetle evcilleştirebileceğini sanmaktadır. Bugün bir kez daha gördük ki, bu hesap tutmuyor; tüm engellemeler ve verilen gözdağına rağmen emekçiler boyun eğmiyor.

Beşiktaş meydanında gruplar kendi iradeleri ile dağılmaya başladıkları anda yapılan son gazlı saldırı da göstermiştir ki polis şiddeti hükümetin gücünü kanıtlama aracından başka bir şey değildir. Mevcut iktidarın varlık koşulu baskı ve şiddetten ibarettir. Şiddet üzerine kurulu bir iktidar ise yıkılmaya mahkumdur.

Taksim’den vazgeçmiyoruz, İstanbul’dan vazgeçmiyoruz, demokrasi mücadelemizden ve haklarımızdan vazgeçmiyoruz. Emek mücadelesi büyüyerek sürüyor.


Müştereklerimiz

 
TAKSİM 1 MAYIS ALANIDIR! PDF Yazdır ePosta

1 Mayıs’ı kriminalize etmek, itibarsızlaştırmak maksadıyla Taksim Meydanı’ndaki inşaat çalışmaları vesile edilerek bir kafa karışıklığı yaratılmak isteniyor. Piyasaya sürülen sayısız yalana karşı çıplak gerçeği haykırmak gerekiyor: Taksim Meydanı dün olduğu gibi bugün de 1 Mayıs etkinlikleri için İstanbul’daki fiziki koşulları en uygun meydandır.

Meydanın güvenliğinin sağlanamayacağını iddia etmekse tam manasıyla abesle iştigaldir. Toplumun güvenliğini sağlamakla yükümlü idari bir makamın sahibinin güvenliği sağlayamayacakları yönündeki beyanatı trajikomiktir. Her gün milyonlarca insanın kullandığı bir meydanın konu 1 Mayıs olunca güvensiz olduğunun açıklanması (ki inşaatın olmadığı 2007-8-9 gibi yıllarda da meydanın böylesi bir etkinliğe uygun olmadığı iddia ediliyordu, ancak son üç yılki 1 Mayıslar bu iddiayı da boşa çıkarmıştı) asıl niyeti de ortaya koymaktadır. Miting hafriyat sahasında yapılmayacağına göre 30 metrelik çukurlarla insanları korkutmanın riyakârlık dışında mantıklı bir izahı yoktur.

Toplumsal muhalefet güçlerinin bu konuda herhangi bir kafa karışıklığına müsaade etmemesi gerek. Devlet cenahından yapılan açıklamaların tamamı, 1 Mayıs'ı etkisizleştirme, zayıflatma arayışının bir ürünüdür. Ortamı gererek 1 Mayıs’a katılımı engelleme, 1 Mayıs’ı marjinalize etme niyeti güdüldüğü açıkça ortada. Buna izin vermemeliyiz. 

Mekân toplumsal mücadelelerin bir ürünüdür. Taksim Meydanı’na anlamını ve bağlamını kazandıran toplumsal muhalefet, direniş ve dayanışma pratikleri, bugün yine mekân üzerinden saldırı altındadır. İktidar ve sermaye, Taksim Meydanı'nın anlam ve bağlamını toplumdan, toplumsal direnişlerden koparmak amacıyla yoğun bir çaba içerisindedir. Bu sene inşaat bahane edilerek yasaklanmak istenen 1 Mayıs Alanı, önümüzdeki senelerde kışla tipi AVM ve yeraltı yolları bahane gösterilerek tekrar yasaklanmaya çalışılacaktır.

Bu anlamda “1 Mayıs Alanı Taksim'dir” ısrarını anlamsız bir restleşme olarak görenlere söyleyeceğimiz ise şudur: Taksim'i sadece 1 Mayıs'ta değil her gün ve her yerde, her yerle birlikte savunmadıkça hayatımızın her alanı saldırı altında kalmaya devam edecektir.

1 Mayıs'ta Müştereklerimiz ve Kent Hareketleri birlikte Taksim 1 Mayıs Alanı’na yürüyoruz. Ekolojik yıkıma, evlerimizi, mahallelerimizi kamusal alanlarımızı elimizden almaya yeltenen kentsel dönüşüm adını verdikleri talan ve yerinden edilmeye, eğitim ve sağlık hakkımızın gaspına, hayatımıza dair alınan kararların bize rağmen ve bize karşı alınmasına, ırkçılığa, ayrımcılığa ve sınır boylarında ölüme terk edilmeye, bedenlerimizin tahakküm altına alınmasına, emek sömürüsüne, güvencesizliğe, taşeronlaştırmaya, toprak, su ve müşterek alanlarımızın metalaştırılmasına karşı Taksim’de, 1 Mayıs Alanı’nda olacağız.

Her yerde direnişteyiz, Hep beraber özgürleşeceğiz!

 
HER YER HER GÜN HEP BERABER 1 MAYIS! PDF Yazdır ePosta

Ekolojik yıkıma, evlerimizi, mahallelerimizi kamusal alanlarımızı elimizden almaya yeltenen kentsel dönüşüm adını verdikleri talan ve yerinden edilmeye, eğitim ve sağlık hakkımızın gaspına, hayatımıza dair alınan kararların bize rağmen ve bize karşı alınmasına, ırkçılığa, ayrımcılığa ve sınır boylarında ölüme terk edilmeye, bedenlerimizin tahakküm altına alınmasına, emek sömürüsüne, güvencesizliğe, taşeronlaştırmaya, toprak, su ve müşterek alanlarımızın metalaştırılmasına karşı ayrı alanlarda yürüttüğümüz mücadeleleri ortaklaştırmak, ‘müştereklerimiz’i hep birlikte inşa etmek için buluştuk, konuştuk, tartıştık, birbirimizin ihtiyaçlarını anladık; sözü ve eylemi ortaklaştırmak için bir aradayız.

Şimdi 1 Mayıs'ta Müştereklerimiz ve Kent Hareketleri birlikte yürüyoruz. Rekabeti, saldırganlığı, tahakkümü ve sınırlandırıcılığıyla kapitalizme karşı derdimizi ve mücadelemizi hep birlikte haykırmak, her bir adımda bu daha başlangıç mücadeleye devam şiarıyla ayaklarımızı bastığımız yeri umut kılmak için, umudu yaratmak/yaşatmak isteyen herkesle birlikte yürümek istiyoruz.

Her yerde direnişteyiz, Hep beraber özgürleşeceğiz!

 

 
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL
 
Joomla 1.5 Templates by Joomlashack